İstiklal’in ışıkları sönmeye yüz tutarken Şişhane durağından yürümeye başlıyorum; o an ellerimde hâlâ yağ kokusu var. Parmaklarım uzun bir günün yorgunluğunu çözmek için değil, tam tersine yeni bir gerilimi yavaş yavaş yaratmak için kıpırdıyor. Nefesimi ritmik tutuyorum, çünkü acele etmemek benim kuralım; önce konuşur, sonra dokunuruz. Göğüslerim tişörtün altında her adımda hafifçe sallanıyor, kalçalarım ise dar kotun içinde dolgun ve davetkâr.
Odama vardığımda masayı, yatağı ve loş lambayı hazırlıyorum. Bedenim esnek, hareketlerim kontrollü; uzun bacaklarım ve dolgun göğüslerimle her basınca tam karşılığını veriyor. Birkaç saat sonra metro kapanmadan önce Karaköy’e inmek istersen kapıyı aralık bırakırım.
